Anonim said: her sıkıldıgımda profiline giriyorum müziklerini dinliyorum, paylasımlarına bakıyorum. cok güzel blogun ve kalbin.

çok  teşekkür ederim :)

Bugün YGS için naptın mübarek?

Aşk başlamadan güzel, 
Kalplerde heyecan 
Bakışlarda korku olduğu zaman güzel… 
Birbirimize sezdirmemek için çırpınış, 
Başkaları görmesin diye çabalayış, 
Gözlerim gözlerinin mavisine değdiği zaman… 
Aşk başlamadan güzel….

Ümit Yaşar Oğuzcan

- Mecnun?+ He?- Şimdi dilek taşını bulcaz ya.+ Evet.- Sen ne dilicen ki acaba dilek taşından?+ Ben ne dilicem. Şey dilicem ben. Leylayı dilicem. Leyla’yla evlenmeyi dilicem. Çocuklarımız olsun dilicem. Bi tane güzel bi evimiz olsun dilicem. Öyle şeyler dilicem.- Hee. Peki ben de olcam mı mesela hani yine hep beraber mutlu yaşicaz mı yoksa sen Leyla’yla diye mi düşündün? Yani sadece Leyla’yla mı düşündün?+ O nasıl laf ya? Ne demekmiş ki o? Sensiz olur mu hiç aşk olsun? Yani sorduğun laf da laf yani ha. Abuk subuk şeyler soruyosun. Hep beraber mutlu olcaz işte. - Tamam ama yani ben hani öyle bi niyetin varsa da mani olmiyim diye sordum yani. Hani öyle düşünüyosan mani olmiyim diye şey.+ Mani olmiyim?- Hee.+ Sen kıskanıyon mu acaba biraz?- Kıskanmıyom.+ Emin misin?- Valla kıskanmıyom. Valla.+ Ya İsmail Abi koyniş koyniş yatıyoruz burda hala neyi kıskanıyon acaba? Senin dediğin laf mı ya? Bi şey sorcam. Ben evlendiğim zaman nikah şahidim kim olcak sanıyosun acba? - Kim olcak?+ Kim olcak diye soruyo musun bi de?- Kim?+ Sen olcaksın abi. - Vallaha mı?+ Evet. Valla mı diyo ya. Benim çocuğum oldu diyelim erkek çocuğum oldu. Sünnetini yaptık onun. Kirvesi kim olcak?- Kim?+ Bi düşün bakalım. Sen olcan abi!- Kim valla mı? Yok yok o ben olmiyim o Yavuz olsun Yavuz çok üzülür sonra der ki beni unuttular der. Bi de ben hiç bakamıyom kan görünce bayılıp kalıyom.+ Ben de bakamıyorum.- Laaaaps diye düşerim.+ Ben de bi kere sünnete gittiydim yeğenlerin sünneti vardı kameraya çekim dedim sünneti. Tavanları çekmişim hep bayılmışım. Hey Allah’ım ya. Sen ne dilicen abi?- Ben şu an tam kestiremiyom ama yani o anın etkileşimiyle. Kocaman bi dondurma mı dilesem acaba.+ Dondurma mı dilicen abi?- Hee.+ E alırız.- Ama kocaman.+ Kocaman dondurma mı dilicen.- Fındıklı.+ Abi.- He?+ Çok güzel gözleri vardı di mi?- Şapşik. Yemin ediyom. Aşık şapşik be. Yaban aşığı. + Abi. Onu demiyom abi. - ……

- Mecnun?
+ He?
- Şimdi dilek taşını bulcaz ya.
+ Evet.
- Sen ne dilicen ki acaba dilek taşından?
+ Ben ne dilicem. Şey dilicem ben. Leylayı dilicem. Leyla’yla evlenmeyi dilicem. Çocuklarımız olsun dilicem. Bi tane güzel bi evimiz olsun dilicem. Öyle şeyler dilicem.
- Hee. Peki ben de olcam mı mesela hani yine hep beraber mutlu yaşicaz mı yoksa sen Leyla’yla diye mi düşündün? Yani sadece Leyla’yla mı düşündün?
+ O nasıl laf ya? Ne demekmiş ki o? Sensiz olur mu hiç aşk olsun? Yani sorduğun laf da laf yani ha. Abuk subuk şeyler soruyosun. Hep beraber mutlu olcaz işte. 
- Tamam ama yani ben hani öyle bi niyetin varsa da mani olmiyim diye sordum yani. Hani öyle düşünüyosan mani olmiyim diye şey.
+ Mani olmiyim?
- Hee.
+ Sen kıskanıyon mu acaba biraz?
- Kıskanmıyom.
+ Emin misin?
- Valla kıskanmıyom. Valla.
+ Ya İsmail Abi koyniş koyniş yatıyoruz burda hala neyi kıskanıyon acaba? Senin dediğin laf mı ya? Bi şey sorcam. Ben evlendiğim zaman nikah şahidim kim olcak sanıyosun acba? 
- Kim olcak?
+ Kim olcak diye soruyo musun bi de?
- Kim?
+ Sen olcaksın abi. 
- Vallaha mı?
+ Evet. Valla mı diyo ya. Benim çocuğum oldu diyelim erkek çocuğum oldu. Sünnetini yaptık onun. Kirvesi kim olcak?
- Kim?
+ Bi düşün bakalım. Sen olcan abi!
- Kim valla mı? Yok yok o ben olmiyim o Yavuz olsun Yavuz çok üzülür sonra der ki beni unuttular der. Bi de ben hiç bakamıyom kan görünce bayılıp kalıyom.
+ Ben de bakamıyorum.
- Laaaaps diye düşerim.
+ Ben de bi kere sünnete gittiydim yeğenlerin sünneti vardı kameraya çekim dedim sünneti. Tavanları çekmişim hep bayılmışım. Hey Allah’ım ya. Sen ne dilicen abi?
- Ben şu an tam kestiremiyom ama yani o anın etkileşimiyle. Kocaman bi dondurma mı dilesem acaba.
+ Dondurma mı dilicen abi?
- Hee.
+ E alırız.
- Ama kocaman.
+ Kocaman dondurma mı dilicen.
- Fındıklı.
+ Abi.
- He?
+ Çok güzel gözleri vardı di mi?
- Şapşik. Yemin ediyom. Aşık şapşik be. Yaban aşığı. 
+ Abi. Onu demiyom abi. 
- ……

Ayna Grubunu hatırlayan,o güzel insanları hatırlayıp hala dinleyenler insanlar olduğunu görmek güzel.
❝ Biri ölür üzülmezsiniz, sonra sandalyeye asılı hırkasını görürsünüz, o hırkanın duruşu kalbinize oturur. ❞

— Nuri Bilge Ceylan

Anonim said: OLM DÜŞÜNSENİZE BU KIZI AĞLATAN İNSANLAR VAR?!

valla haa ne güzel didin

Herkese ederi kadar değer verecen bu devirde
❝ Ama yazgısını yaldızlı çokomel kağıtları gibi,
tırnaklarıyla düzeltemiyor insan. ❞

Didem Madak

İnsan en az üç kişidir. Kendisi, olmak istediği kişi ve aradaki farkta yaşayan üçüncü. En sahicisi de bu üçüncüdür. Olmak istediğin kişiden kendini çıkardığında, aradaki farkta yaşayan kişidir en çok sana benzeyen. Ne kendin kadar huzursuz ne de olmak istediğin kişi kadar hayalidir o. Yine bu yüzden iki insanın birbirine âşık olması en az altı kişi arasında geçen bir hadisedir. Hangi kişiliğinin hangi kişiliğe, hangi parçanın hangi parçaya özlem duyduğunu çözemediğinde, içmeyi unuttuğun sigara parmaklarını yakana kadar karşı duvara bakarsın.

Ve o zaman anlarsın hayatının uzun zamandır neden başka birinin hikâyesiymiş gibi gözükmeye başladığını. Sokak lambalarının ölgün ışıkları karanlık odalara vurduğunda, duvar saatinin tik taklarından başka ses yokken yanında, sanki bir tek sana açıklanmayan bir sır varmış gibi beklerken anlarsın aslında boşa beklediğini. Tünelde sana yol gösterecek rehberin, karanlıktan başka bir şey olmadığını anlarsın. Anne diye ağlayan çocukların aradığının çoğu zaman şefkatli bir baba olduğunu anlarsın. Çekip gitmek isterken görünmez bir elin seni nasıl durdurduğunu anlarsın.

Kırk yaşında ama altmış gösteren adamlara daha dikkatli bakarsın o zaman. Kahvelerin dışarıyı göstermeyen isli camlarına. Berduşlara ve kör kedilere bakarsın. Gözbebekleri kaymış esrarkeşlere. Suyun üstüne çıkmış ölü balıklara. Havada asılı gibi duran yırtıcı kuşlara daha dikkatli bakarsın.

Çabalarının sonuç vermediğini gören umutsuz insanların bakışlarıyla ancak o zaman buluşur bakışların. Bir yağmur çaktırmadan dindiğinde. Bir gün çenesi ağzının içine kaçmış dişsiz ihtiyarlardan birinin de sen olabileceğini bilirsin artık. Bir gece ansızın, yapayalnız ölmekten korkarken, cesedimi komşular mı bulacak yoksa sayım memurlarımı diye düşünürken hissedersin göğüs kafesinde her gün biraz daha büyüyen, kimsenin kapatamayacağı o boşluğu. Bir kokuya sarılma isteğini. Bir ömür gibi geçmiş zor, uzun günlerden sonra anlarsın ruhunu zehirleyen karmakarışık düşünceleri. Büyük heyecanlardan sonra çöken bitkinlikleri. Kimsenin bulutlara bakmadığı bir şehirde bir lafı döndürüp dolaştırmadan anlatmanın imkansızlığını. Belki de insanın ne anlatacağını bilemediğinde şair olduğunu anlarsın.

Gözyaşların kurumadan gülmeye başlarsın o zaman. Çünkü bilirsin ki seni artık kimse kandıramaz kolay kolay. Mutsuz insanları kandırmak zordur çünkü. Hayata her zaman kuşkulu gözlerle bakan, mutsuz insanları kandırmak, herkes bilir bunu, çok ayıptır çünkü.

Emrah Serbes

Her gülümseyişinde tüm ülkeye çay ısmarlayayım,
seninleyken bir yudum çay zenginleştirilmiş uranyum gibi enerji veriyor bana Şebnem.”

Murat Menteş

Mütevazı hakikatlerin peşindeydim o gece. Bilmem gerekmeyen şeyleri öğrenmek istemiyordum. Ufak ama kritik bir görev bekliyordum. Ajan olmak isteyen bir çocuk gibi. Bütün gün soğukta gezmiştim, duygularım donsun diye. Küçük dersler almak istiyordum. Tepeden bakmayan insanların vereceği mütevazı dersler. Çevir aç kapağı kim icat etmiştir? Hawaii’de yaşayan etobur tırtıllar nasıl beslenirler? Bla bla bla.

Yaşadıklarıma bir hikâyeymiş gibi bakmak istiyordum ayrıca. Kendi yaşamıma bir hikâye gibi bakarsam geriye dönüp düzeltme şansım olacaktı sanki.

Sonra o gelmişti biraz mahcup ve çok güzel. Yanıma oturup susmuştu. Öfke olarak sessizlikler görmüştüm. Anlayış ifadesi olarak sessizlikler. Kabulleniş olarak sessizlikler. Pişmanlık olarak sessizlikler. Hayranlık olarak sessizlikler. Ama onun sessizliğini çözememiştim.

“Bütün gün yaşadıklarımı bir ajan raporu gibi yazdım,” demişti ilk olarak. Sonra da bir kâğıt uzatmıştı. Kâğıtta şöyle yazıyordu: “24 tane sigara içti. 6 şişe bira. Radyo dinledi. 8 sefer iç çekti. Gizlice ağladı, 12 miligram.” 

Sabaha kadar konuşmuştuk orada. Çok zarif sorunları vardı. Bilekliğinin kapatma yeri sıkışmıştı. “Bazen konuşurken birbirimize dokunuyormuşuz gibi hissediyorum,” demişti bir ara. “Sanki konuşmuyoruz da sarılıyoruz.” 

Sonra bir daha görüşmedik. Birbirimize o tarz sorular sormamıştık çünkü. Bambaşka bir kafaydı o. Herkes birbirini götürmeye çalışırken çalan şarkıları dinleyen sadece bizdik. 

İlk başta tam olarak hissedemediğimiz kırılma anları var. Zamanla harap edici duygulara dönüşüyorlar. Yaralanmanın sıcaklığıyla ilk anda hissedilmeyen kurşunlar gibi. Böyle durumlarda “biraz zaman” her şeyi daha da beter ediyor. Bizi yere seren büyük sorunlar olmuyor hiçbir zaman. Bizi yere seren evdeki şekerin bitmesi oluyor, kaybolmuş bir kitap oluyor, kesilen elektrik oluyor. İkimiz de yere serilmiştik o gece. Öyle bir kafaydı işte.

Şimdi tepelerden aşağı bakıyorum. Kara yılanlar gibi kıvrılıp giden asfalt yollara. Kayaların arasında, balkondan sarkan çocuklar gibi boşluğa uzanan ağaçlara. Sanki köklerinden kurtulup havaya karışmak istiyorlar. 

Bazen yine oturuyorum aynı yerde. O geceki tadı yok tabii. Kelimelerin gelip benimle konuşmasını bekliyorum. Onlar da gelmiyorlar. Bazen bir iki fısıltı duyuyorum, o kadar.

“Aslında o kadar da önemli biri olmadığımızı anladığımızda neden üzülüyoruz ki?” diye sormuştu o gece. “Bunun temel bir aydınlanma anı olması gerekmez mi? Hepimizi önemli insanlar olduğumuza inandırdılar. Sonra da çekip gittiler.”

Sonra da gitmişti. Evet. Önemsiz insanlar olduğumuzu hatırlamaya yeniden ihtiyacımız var.

Emrah Serbes