Beklerken bir kaç saat geçti. Yanımdan üç beş otobüs, beş on kedi, yirmi otuz insan geçti. Parkın üzerinden siyahın bir sürü tonu geçti. Sıkılıp eve döndüm, kumanadaya gitti elim, ekrandan peş peşe programlar geçti. Önümden elinde çay bardağıyla annem geçti. Uzaktan trenler geçti. İçimden kısık sesle söylenen şarkılar geçti. Hatta bir ara içim geçti. Beklerken bir sürü şey geçti, zaman bir türlü geçmedi..

Ali Lidar

❝ Sevdiği ben değilim,anlatamam. ❞

— Attilâ İlhan

ve sana aşığım özür dilerim…

ve sana aşığım özür dilerim…

Ne zaman iki satır yazmaya kalksam hep sana, hep seni, hep bizi yazıyorum..Ne zaman bir kadeh alsam elime hep sana, hep seni, hep bizi içiyorum..Her gece kederdeyim durmadan içiyorum. Sevda ektim kalbime yalnızlık biçiyorum..

Zeki Müren

❝ Sevenler birbirlerine yara izlerini gösterirler.
İlk önce bunu yaparlar.
Sana ruhumu açmadan önce bil ki incinebilirim demek için.
Çünkü en çok sevdiklerin yaralar seni. ❞

Alper Canıgüz

❝ Millerce öteden varlığın başımı döndürüyor. ❞

— Murat Menteş

Mutluluğu tanıyacaksın

Mutluluğu tanıyacaksın

Mesela birine bir şey danışıyorsun aklın çok karışık karşındaki ne derse onu yapacaksın ama o ”sen bilirsin” diyo yani diyo ki gel ağzımı burnumu kır.
❝ Unutma Lola, hiçbir acı baki değildir. ❞

Sabahattin Ali

Babamın öldüğü gün birine âşık olmuştum. Bazen böyle olur, her şey üst üste gelir. Metrodaydım, boş yerler vardı ama en köşede ayakta duruyordum. Onu düşünüyordum, romantik şeyler değil, bir buluşma ayarlayabilmek gibi pratik şeyler ve kaç istasyon sonra inmem gerektiğini de düşünüyordum diğer yandan. Yirmi bir yaşındaydım o zaman, ama çarklar hep döner, her yaşta döner. Büyük bir kentteysen bir sürü gereksiz şey bilmen lazım yoksa kendini salak gibi hissedersin. Sonuçta inmem gereken istasyonda indim. Eve gittim. Herkesin yüzünde aynı ifade. Ölüm haberi vermek zorunda kalanların yaşamaktan duydukları tatlı utanç. Bunlar çehrelere asılı açık kanıtlardır. İlk insanlardan bu yana incele incele bu hale gelmişlerdir. Bir gün öyle bir dil gelişecek ki tek laf etmeye gerek kalmayacak. Herkesin yüzünden anlaşılacak ne demek istediği. Neden diye sordum, ölüm sebebi yani. Söylediler. Gerçek yaşama sevincini görmek istiyorsanız mezarlıklara gidin, orada gezen insanların yüzlerine bakın.İhtiyar gassali hatırlıyorum babamı yıkadığı mermerin önünde. Beyaz sakallıydı. Ama rüyalara giren aksakallı dedeler gibi değil, hemingway gibi. İşini seviyordu ve çok konuşuyordu. Bu tarz işleri yapan adamların fazla konuşmaması gerekir. Ama o bunu takmıyordu. Bir sürü şey sordu. Cevap vermedim. Cevap alamadığı her sorudan sonra ayrı ayrı şaşırıyordu. Büyük bir samimiyetle şaşırıyordu. Konuşulmaması gereken yerler vardır. Çocuklara ve ihtiyarlara anlatamazsın bunu. Hepsi doğal anarşist.

Emrah Serbes

”Son bakışın miras bana.
72 kez oynatım

Ben hala o günleri anarsam yasiyorum
Sanki mutlulugumuz geri gelecek gibi
Hala güzelligini kalbimde tasiyorum

Bazen her gün yanında duran insanlara güvenmezsinde, gider sana 899 km uzaklıktaki birine güvenirsin. Güvenmenin mesafesi yoktur çünkü. Güvenmenin meselesi vardır. Herkese güvenilmez. Herkese güvenilmeyeceğini, yediğin darbelerden sonra anlamanın kattığı acı insanları büyütüyormuş. Biz de böyle büyüdük işte. Herkese güvenilmeyeceğini, herkesin sevilmeyeceğini ve herkesin herkez diye yazılsada artık farketmeyeceğini zaman gösterdi bize. Sevmekte böyle bir şey işte, her gün elini tutabileceğin, dokunabileceğin insanları sevemezsin de, belkide hiç görmediğin, belkide hiç göremeyeceğin birisini seversin. Bu kalp organı çok farklı çalışıyor çünkü. Bazen sadece bir fotoğrafa bakarak aşık olabiliyor insan. Bazen de sadece ses tonuna. İşte o andan sonra, karşına kim çıkarsa çıksın herkesi farklı sınıflandırmaya koyuyorsun. Aklın daima onda oluyor.

Bazen farklı şehirde oturan birisini seversin, otobüs biletleri, hava yolları, hızlı tren, ve metrobüs. Bazen o şehirin hava durumunu incelersin. Yarın hava soğuk, kalın giyinse bari. Bazen, o şehirin takımını desteklersin, haksız penaltı ile 3 puan gitti. Bazen de o şehirde adı geçen bir haberi okurken, 

bazen, bütün bazenler çoğalır. Siz hiç uzakta oturan birini sevdiniz mi? Hergün yanında olamadığınız, her gün elini tutamadığınız. Çok kötüyüm dediğinde ise, hiç bir şey yapamadığınız?

Mesafe, telefonla konuşurken ses tonundaki değişimin sebebidir.
Alo,
çok özledim.
kendine dikkat et..

Erkan Akagündüz.

❝ Aklımdan,kalbimden gittin… ❞

Attila İlhan bir gün Kadıköy Rıhtım’da otururken,yabancı plakalı bir nakliye aracı görür.Nakliye aracının üstünde, “Pakistan International Airlines” yazıyordur.Usta bu nakliye aracını hayalindeki kadına benzetir.O beklenen kadını belki görmüştür ama bu araç gibi hızla yanından geçip gitmiş,farkında olmamıştır.Belki yabancı bir ülkededir.Hiç tanımaz onu.O kadının elini tutmak için neyini vermezdi ki? Nakliye aracının üstündeki yazının baş harflerinin birleştirerek ”Pia” ismini oluşturur.Bir gün Pia sorulur Usta’ya: Kimdir bu Pia: ” Belki de o kadın aslında Pia.O hiç olmayan kadın.Aklımda kalanlar,imkânsız aşkların kadını.Yaşanmış aşklar kalmıyor.Bitiriyorsunuz karşılıklı.Hatırlanan, askıda kalmış aşklar.Ama Pia aşkı; yaşanmışlık olmadığı için, hiç bitmiyor.” Herkesin böyle bir hikâyesi ve Pia’sı vardır. Pia’nızı bulmanız dileğiyle. İşte o şiir;

Ne olur kim olduğunu bilsem Pia’nın.
Ellerini bir tutsam, ölsem;
Böyle uzak uzak seslenmese,
Ben bir şehre geldiğim vakit,
O başka bir şehre gitmese
Otelleri bomboş bulmasam.
İçlenip buzlu bir kadeh gibi,
Buğulanıp buğulanıp durmasam.

Ne olur sabaha karşı rıhtımda,
Çocuklar Pia’yı görseler,
Bana haber salsalar bilsem.
İçimi büsbütün yıldız basar.
Bir hançer gibi çıkıp giderdim.
Ben bir şehre geldiğim vakit,
O başka bir şehre gitmese,
Singapur yolunda demeseler.
Bana bunu yapmasalar yorgunum.
Üstelik parasızım, pasaportsuzum.

Ne olur sabaha karşı rıhtımda,
Seslendiğini duysam Pia’nın
Sırtında yoksul bir yağmurluk,
Çocuk gözleri büyük büyük;
Üşümüş, ürpermiş, soluk.
Ellerini tutabilsem Pia’nın,
Ölsem; eksiksiz ölürdüm.

Attila İlhan