İleride bir ülkücüyü çok seveceğim ben valla bak görürsünüz…

Sevdim seni doğru.
Kalbimi de kırdın.
Ama seni sevmem ve kalbimi kırman üzmedi beni,gerçekten.
Hatta teşekkür etmeliyim sana.
Yıllardır açmadığım defterimin sayfalarını bitirme sebebim oldun.
En sevdiğim kalemimin mürekkebini bitirme sebebim oldun.
Bunlar kötü değil iyi şeyler.
Çünkü ileride yazdığım bu satırları okurken senin bir daha asla böyle güzel sevilmeyeceğini bilmiş olacağım.

Atatürk 3997 tane kitap okumuş ve kitap hakkında diyor ki ”ben gençken iki kuruştan biriyle kitap alırdım” kitap okumak milli görevimiz olmalı
❝ Hoşlanıyorsanız iyi bir belirti sayılmaz, belki de hoşlanmamanız gerekir. ❞

Franz Kafka

❝ Bazen öyle günler gelir ki; İnsanın, vatanını sevmesi yetmez, çılgınca sevmesi gerekir. ❞

— Turgut Özakman

Hani etrafta Atatürkçüyüm diyerek dolaşıyorsun ya sırf bakın bende Atatürkçüyüm demek için sırf laf olsun diye Atatürk’ün bir sözü vardır ”Türk, Türk olduğu için asildir. Çoğumuz, büyük babamızın babasını hatırlamayız. Bütün soy gururumuzu, Türk olmanın içinde buluruz.” diye Doğu Türkistan 1949 yılından beri Çin tarafından katliam yaşıyor tepkinizi gösterin.Atatürkçüyüm demek le Atatürkçü olmazsın.Atatürk’ün Türklüğe ne kadar önem verdiğini bilmen gerekir.
DOĞU TÜRKİSTAN DİYE BİR YER VAR ONLARDA TÜRK VE MÜSLÜMAN UNUTMA!

Uzun zaman oldu seninle tanışalı
Her gece sabaha kadar hayalin
Ve bitmek, tükenmek bilmeyen
Hasretin vurur beni

Ayrılık içimde ağlayan bir çocuk gibidir
Susturmaya çalıştıkça hıçkırıklara boğulur
Bir an gözlerin gelir aklıma
Ve o unutamadığım kıvırcık saçların

Dalgalanır rüzgarla uzun, uzadıya
Saçılır tel, tel ışıl, ışıl gözlerime
Yine her zaman ki gibi büyülersin
Aklıma geldikçe ayrılık
Ağlarım sabaha dek
Ta ki.. gözyaşlarım kuruyana dek

Biliyorum artık beni sevmiyorsun
Pembe hayallerinde ben yokum artık
Bir zamanlar benim için ağladığın gibi
Beni de ağlatırsın intikam duygusuyla

Aslında kavuşmamız o kadar zor değil
Bunu zorlaştıran içindeki intikamdır
Hiç düşünmezsin acı çektireyim derken
Seni daha çok sevebileceğimi

Belki de şaşarsın hala nasıl seviyor diye
Sevgimi ucuz sanarsın, aldanırsın
Anlamazsın, farkına bile varamazsın
Alay eder, hafife alırsın sevgimi
Bilmezsin sevgi sanırsın, sevdadır aslında hislerim

Belki sen de seversin bir gün
Ama geç kaldığının farkına varamazsın, üzülürsün
Beni kazanmaya çalıştıkça
Bilmezsin intikam sırası bendedir

Keşke seni tanımasaydım derim hep
Keşke sen olmasan rüyalarımda
Sen olmasan beni ağlatan her gece
Hiç ağlamayan beni ağlatan sen
Soruyorum mutlu musun? şimdi
Rahat uyuyabiliyor musun? yattığında

Soruyorum ve cevap bulamıyorum
Onca yıl hiç sevmedin mi?
Sevdiysen neden acı çektiriyorsun?
Neden hala kavuşamıyoruz?
Düşünüyorum da galiba saçmalıyorum

Şimdi seni, senle baş başa bırakıyorum
Seni kalbimin bir köşesine saklıyorum
Biliyor musun? artık hiç ağlamıyorum
Anladım artık ağlamaya değmez
Ağlamaya değer zaten ağlatmaz

Ama sakın unutma bunu yar
Dünya fani, geç olmadan karar ver
Ya ben! ya da geçmişin!
Ya tanıştığımız ilk gün yaşadıklarımız..!
Ya da geçmişinde yaşadıkların..

Hala umutsuz bir sevdanın
Peşinden koşuyorsun, boşuna
Geri dönmez yaşananlar
Geri dönmez giden anlamıyor musun?
Bilmem ki! neden bu kadar zorluyorsun?

Biliyorum senin gözünde sadece arkadaşım
Ne çabuk unuttun yaşadıklarımızı
Beni eskiden sevmişsin biliyorum, ben seni sevmezken
Ama ne yapayım şimdi ben seni seviyorum

İçimde hala bir ümit var
Belki yeniden seversin
Belki yeniden sil baştan
Döneriz eski günlere

Belki o eski sen olur yüreğimde
Boncuk gözlerin, tatlı gülüşün
Ve hiç unutamadığım
Kıvırcık saçlarını okşar ellerim

Dalgalanır yüreğime kıvırcık saçların
Usul usul yaklaşır farkına varamam
Ve sımsıkı sarar beni aniden kaçamam
Bir daha istesem de ne seni ne de
Kıvırcık saçlarını yanlız bırakamam…

Cahit Zarifoğlu

Hava soğur, ısınır. Çay demlenir, sohbet içilir. 
Vizyona filmler girer, çıkar. Komşunun oğlu üniversiteyi bitirir, halamın kızı evlenir, çarliston biber yine zam şampiyonu olur.
Sen dönmezsin.
Hayat kalmadığı yerden devam eder. 
Yaşıyorum derim, inanırsın.

Cengiz Aydın

Bak kardeşim, şayet bir gün bir kadın sana burcunu sorarsa tek manası vardır. O kadın seni gözüne kestirmiş, seni istiyor ve seninle anlaşıp anlaşamayacağını merak ediyordur.

Oğuz Bal

Şimdi köyü çok özlediğim için dashboard da görünce yine bu kız diyeceksiniz ama çok seviyorum yani şundan yazıyorum bu yazıyı da.Yıllar ilerdedikçe teknoloji geliştikçe bazı değerlerimizi,kim olduğumuzu unutuyoruz ki bence çok yanlış bir şey.Bazı insanların anne yada baba tarafından köyü olur bunu söylemeye utanan bir çok kişi tanıyorum ne var ki bunda utanılacak hiç bir şey yok.Köy ya isminde bile doğallık var baksanıza temiz hava,organik sebzeler meyveler inekler,ne biliyim dut ağaçları kayısı ağaçları falan doğallık hiç mi hoşunuza gitmiyor.

Köyü çok özledim.Köyde bi tane köpek vardı hep beni kovalıyo gerizekalı onu bile özledim
Cemal Süreya, On Üç Günün Mektupları / Eşi Zuhal’e
“Hayatımsın. Bunu bilmeni isterim. En önce bunu bilmeni. Bir de şeyi bilmeni isterim: benden yanlış yere, yok yere kuşkulanıyorsun. Sana hiçbir zaman hayınlık etmedim ben. Edemem. Kaç yıldır evliyiz, yan yanayız. Hâlâ başım dönüyor senlen, esrikim senlen, seviyorum seni. Her geçen gün daha büyük bir aşkla. Nolur, akkavakkızı, anla beni. Bu sevgimi hor görme. Kendininkine uydur, yakıştır. Bu satırları ilk evimizin altındaki kahvede yazıyorum. Ve ben seni o ilk günlerdekinden daha büyük bir tutkuyla seviyorum.

Biz iki ayrı ırmak gibi ayrı yerlerden kopup geldik, kavuştuk bir noktada, yanıbaşımızdan küçük bir kol da alarak büyük bir nehir meydana getirdik; birlikte akıyoruz şimdi. Nicedir bu böyle. Hep de böyle olacak. Denize dökülene, ölene dek. Bizim için tek koşul mutluluk olabilir. Hiçbir şey bozamaz birliğimizi. “Üçüz, gözüz biz.” Sen de öyle düşünmüyor musun? Ne tuhaf, son bir iki ayda seni, benden biraz uzaklaştın, araya mesafeler, tedirginlikler sokuyorsun diye düşünürken, o sırada sen de aynı şeyleri düşünüyormuşsun. Bunlar aşkın halleri, aşkın zaman zaman kişinin önüne çıkardığı ezinçler, üzünçler herhalde. Bunu böyle yorumlamak gerekir. Bir de seviyorum seni. Tek dalımsın. Memo’yla birlikte, ama ondan da öncesin. Bunu böylece bilesin. Bilinmelidir bu.
Kahvenin önünden otomobiller geçiyor. Bir tane de at arabası. Seni düşününce o atı da seviyorum. Çay içiyorum. Artık ıhlamur içeceğim. Ne yumuşak, çağrışımlı, bağışçı, düşcül şeydir ıhlamur. Evimizin önünde bir ıhlamur ağacı olsun. Sen saksıda da yetiştirebilirsin ıhlamuru. Gece yatakta Memo’yla hep seni konuştuk. Susunca seni sustuk. Uyuyunca seni uyuduk.
Akşamları eve döneyim, kapıyı sen aç: gözlerin…Memo okuldan dönmüş olsun. Kaçıncı sınıfta olsun?
Duygulu bir adamım ben. Bir film görmüştüm eskilerde; bir Fransız filmi; adı: “Jesuis un Sentimental.” O filmdeki adam gibi miyim nedir?
Öfkem belli olur, coşkum ortaya çıkar da sevincim, üzüncüm dibe akar, orda büyür.
Yalnız seninle güçlüyüm. Sen olmasan bir anlamım olamaz. Sev beni.Yaşayacağız.
Her şeyimi sana borçluyum. Sana rastladığım sıralar yıkıntılıydım. Sen onardın beni. Tuttun elimden kaldırdın. Ben de ekmek gibi öptüm alnıma koydum seni, kutsadım.
Aşk büyüdü, aşk!
Sen hastanedeyken her gün yazacağım sana. Seni nice sevdiğimi anlatacağım.Yüzüğünden öperim.

Cemal Süreya, On Üç Günün Mektupları / Eşi Zuhal’e

Hayatımsın. Bunu bilmeni isterim. En önce bunu bilmeni. Bir de şeyi bilmeni isterim: benden yanlış yere, yok yere kuşkulanıyorsun. Sana hiçbir zaman hayınlık etmedim ben. Edemem. Kaç yıldır evliyiz, yan yanayız. Hâlâ başım dönüyor senlen, esrikim senlen, seviyorum seni. Her geçen gün daha büyük bir aşkla. Nolur, akkavakkızı, anla beni. Bu sevgimi hor görme. Kendininkine uydur, yakıştır. Bu satırları ilk evimizin altındaki kahvede yazıyorum. Ve ben seni o ilk günlerdekinden daha büyük bir tutkuyla seviyorum.

Biz iki ayrı ırmak gibi ayrı yerlerden kopup geldik, kavuştuk bir noktada, yanıbaşımızdan küçük bir kol da alarak büyük bir nehir meydana getirdik; birlikte akıyoruz şimdi. Nicedir bu böyle. Hep de böyle olacak. Denize dökülene, ölene dek. Bizim için tek koşul mutluluk olabilir. Hiçbir şey bozamaz birliğimizi. “Üçüz, gözüz biz.” Sen de öyle düşünmüyor musun? Ne tuhaf, son bir iki ayda seni, benden biraz uzaklaştın, araya mesafeler, tedirginlikler sokuyorsun diye düşünürken, o sırada sen de aynı şeyleri düşünüyormuşsun. Bunlar aşkın halleri, aşkın zaman zaman kişinin önüne çıkardığı ezinçler, üzünçler herhalde. Bunu böyle yorumlamak gerekir. Bir de seviyorum seni. Tek dalımsın. Memo’yla birlikte, ama ondan da öncesin. Bunu böylece bilesin. Bilinmelidir bu.

Kahvenin önünden otomobiller geçiyor. Bir tane de at arabası. Seni düşününce o atı da seviyorum. Çay içiyorum. Artık ıhlamur içeceğim. Ne yumuşak, çağrışımlı, bağışçı, düşcül şeydir ıhlamur. Evimizin önünde bir ıhlamur ağacı olsun. Sen saksıda da yetiştirebilirsin ıhlamuru. Gece yatakta Memo’yla hep seni konuştuk. Susunca seni sustuk. Uyuyunca seni uyuduk.

Akşamları eve döneyim, kapıyı sen aç: gözlerin…
Memo okuldan dönmüş olsun. Kaçıncı sınıfta olsun?

Duygulu bir adamım ben. Bir film görmüştüm eskilerde; bir Fransız filmi; adı: “Jesuis un Sentimental.” O filmdeki adam gibi miyim nedir?

Öfkem belli olur, coşkum ortaya çıkar da sevincim, üzüncüm dibe akar, orda büyür.

Yalnız seninle güçlüyüm. Sen olmasan bir anlamım olamaz. Sev beni.
Yaşayacağız.

Her şeyimi sana borçluyum. Sana rastladığım sıralar yıkıntılıydım. Sen onardın beni. Tuttun elimden kaldırdın. Ben de ekmek gibi öptüm alnıma koydum seni, kutsadım.

Aşk büyüdü, aşk!

Sen hastanedeyken her gün yazacağım sana. Seni nice sevdiğimi anlatacağım.
Yüzüğünden öperim.

>